İki dedemi de görebildiğim için şanslıydım ben. Birini 3 yaşındaydım kaybettiğimizde. Kısacık hayatımın ilk şoku olsa gerek, öldüğü günü çok net hatırlıyorum. O devirde ay aman çocuklar etkilenmesin, onları ortamdan uzaklaştıralım tripleri çok yaygın olmadığından tüm feryat figana direkt maruz kalmıştım. Bu yüzden de özellikle annemin ağlama şekli gözümün önünde.
Bir kaç yıl sonra da babamın babası rahmetli oldu. Ağlamıştım bende ama çok idrak edemiyordum olan biteni. Herkes ağlıyordu, bende ağlamalıydım!
Ve sonrasında uzunca bir süre hiç ölümle yüzleşmedim. Onlu, yirmili yıllar musmutlu yaşadığımızı zannederek geçip gitti. Ama bu kadar basit olamazdı hiçbir şey. Birden suratına tokat gibi inecek bir silkelenme yaşamalıydı insan.
2003 yılıydı abim ilk rahatsızlandığında. Doktor kalbinde büyüme olduğunu ve transplantasyon gerektiğini söylemişti. Yani kendi kalbini çöpe atmalı, başka bir kalple yaşamalıydı ama o bunu hiç istemedi. Ölmeden bir ay öncesinde bile "bu kalp beni nereye kadar götürürse oraya" diyebilecek kadar kendini ölüme hazırlamıştı. Biz transplantasyon için sıraya girdiğini zannederken, o hiç böyle bir girişimde bulunmamıştı! Yürüyerek girdiği hastaneden 2 ay sonra, 10 Kasım 2007 'de cenazesini teslim aldık. Deli gibi yağmur yağıyordu! Kalbimin parçalandığını hatırlıyorum. O parçalardan birini versem canlanır mıydı? Çok gençti benim abim. 32 yaşındaydı ve daha yaşayacağı çok fazla şey vardı. Baba olacaktı, dayı olacaktı, dede olacaktı...
En büyük acıyı annem yaşadı. Yani olayların görünen yüzü buydu. Fakat içinde fırtınalar kopan ama biz üzülmeyelim diye zerre belli etmeyen kişi de babamdı. Abimi kaybedişimizin tam 2. yılında, 10 Kasım'dan 2 gün önce herkese el sallayarak, gülümseyerek giden de babamdı. Son anında başbaşaydık. Allah beni öyle bir sınadı ki bildiğim herşeyi unuttum. Babamı ölürken izledim ve elimden hiçbir şey gelmedi! Saniyeler içinde yok olmuştu. Bir daha asla gelmeyeceğini bildiğim ömürlük hasretlerime karışmıştı.
Öldüğünde kısmen gençti benim babam. 57 yaşındaydı ve daha yaşayacağı çok fazla şey vardı. Dede olacaktı...
Bu yazıyı buraya yazmaktaki amacım çocuğumun benim kadar şanslı olmayışıydı aslında. (Acının büyüklüğüyle orantılı olarak konu biraz dağıldı idare edin.) Şuan 2.5 yaşında olan kızım yolda gördüğü her beyaz sakallıyı dedesi zannediyor. Buda benim içimi kavuruyor haliyle. Komşu amcaları dede diye tanıtıyoruz. Hiç değilse o kelimeye aşina olsun kulağı. Asla isyan etmiyorum haşa ama dedesini ve dayısını görmesini çok ama çok isterdim. Varmışlar gibi hayal kuruyorum çoğu zaman ve ikisininde Bilge'yleyken gözlerinin içi gülüyor. Abim ona büyük bir keyifle halk oyunları öğretiyor, babam elinden tutup gezdiriyor, Beşiktaş'ın maçlarında beraber marş söylüyolar falan..
Hayal etmesi bile çok güzel..
Kıymetini bilmek lazım.
Mekanları cennet olsun..
