11 Temmuz 2014 Cuma

HOŞGELDİN İKİ

    Hayal bile edemediğim, neler düşünülür, hissedilir hatırlamadığım ama çocuğumla beraber büyürken tekrar uğradığım bir yaşsın benim için.
    Minnacık bir ultrason fotoğrafından, "çekiyorum poz ver anne" lerin devrine ulaştık çok şükür. Önceleri aşırı şaşırdığım tepkilerinin şimdilerde normale dönmeye başladığı noktadayım diyebilirim. Bu normalleşme içimi kavursa da, küçücük bir bebekle birlikte büyüyen anneliğim de her geçen gün olgunlaştığından, haliyle büyük, kocaman tepkilerim de gitgide azalıyor ama bazen yere çakılıp kaldığım da olmuyor değil. 25 aylık Bilge duygularını nefis ifade edebiliyor çünkü.
"Ben çok mutluyum anne" diyebiliyor mesela.
"Çok üzgünüm"
"Sana çok kızgınım"
"Çok heyecanlandım"
falan da diyor. Dizlerimin bağı çözülüyor böyle anlarda. Her fırsatta yavruma teşekkür ediyorum, "iyiki bizimlesin"  diyorum ve Allah'a şükrediyorum böyle bir evlada sahip olduğum için.
    Teknik açıdan da iki yaş milatmış hakkaten. Yeme alışkanlıkları birden bire değişti. Sulu yemek formatında hiçbir şeyi yemeyen, iştahlı ama yemek seçen bir bebekten yeni tatları merak eden bir çocuğa dönüştü. Her yediği sebze yemeğinde avaz avaz bağırıp 9/8'lik çıldırasım geliyor <3
Bir de aylardır bodur bir tavuk sayılan Bilge'nin boyu uzadı. Fiziksel özellikleri her geçen gün şekilleniyor tabi haliyle. Büyüyor yaw!
    Yemesi, içmesi, sıçması bir yana da mutlu olması herşeye bedel. Zaman zaman hırçınlıkları olmuyor mu? Oluyor tabiki, anneye kafalar tutuluyor falan. Bunlar da sürecin bir parçası deyip sineye çekiyorum naaapiyim... Öğrenmek erdemdir dediler bende böyle anlarda yardımcı olması açısından yeni kitaplar aldım geçen. Asıl önemli nokta onunla inatlaşmak değil işbirliği yapmak sevgili analar çünkü o dünyaya geldikten sonra sizin hayatınız neredeyse bitiyor. En azından o uyurken kendinizi yaşarsınız, ötesini düşünmek ortamı germekten, çocuğu gereksiz strese sokup sonrasında pişman olacağınız şeyler söylemek/yapmaktan öteye gidemiyor.
    Bilge doğduğundan beri her konuda uyumlu bir bebekti esasen. Çoğu zaman tek başıma olmama rağmen öyle aman aman uykusuz kalıp yorgun düşmedim şükür. (maşallah demeyenin yolda yürürken 1. kattan kafasına saksı düşsün, 15 pont ayakkabısının topuğu kırılsın bak) Kendi yatağına alıştırma, diş çıkarma, memeden ve biberondan kesme, vs... gibi geçiş dönemlerinde acaba nasıl olacak diye ellerimi yemeye başladığım noktada hep kendisi ön ayak oldu bu geçişlere sağlosun. Fakat önümde büyüdükçe sona yaklaştığımız bir *beze elveda* faslı var ki... Zinnhar tuvalete oturtamayacakmışım gibi ümitsizliğe kapılıyorum bazen. Bir de emziği bıraktırmak da aynen bu kadar korkutuyor beni. İllaki başarılı olacağız ona şüphem yok ama ağrısız, sancısız, kandırıksız ve onu da üzmeden olmasından yanayım. Bu yüzden de doğru zamanın peşindeyim, bakalım.

Fakat evlat çok başkaymış... (yazar burda çocuğuna hitap eder)
İyiki doğdun benim bal papatyam.
iyiki seni doğurdum.
varım, yoğum, ekmeğim, suyum, sevgilim, aşkım, canımdan canım...
Acaba sen yokken nasıl yaşıyorduk ki biz???