9 Mayıs 2015 Cumartesi

YETEMEYENLERİN GÜNÜ

    Gün geçmiyor ki yine bir Mayıs ayının 2. Pazar günü daha gelmemiş olsun. Annelere bir heyecan, bir sevgi seli, bir pıtırcıklık basıyor haliyle. Bu yıl Bilge ilk kez özel bir gün olduğunun bilincinde olduğundan benim için ayrıca anlamlı. İlkinde hamileydim. Sonraki iki tanesi de bitkisel hayat formunda olduğu için bu ilk sayılır. Bizim evde 1 hafta öncesinden gizli hazırlık telaşı yaşandı baba-kız arasında (!)

Diyalog şu;

Baba: Haftaya anneler gününü kutliycaz Bilgecim. Annene süpriz yapalım ama sakın ona söyleme!

Bir kaç gün sonraki diyalogsa;

Bilge: Anneee koş kooş (o esnada TV'de anneler günü konulu reklam filmi izlemektedir.)
Anne: Efendim canım.
Bilge: Anneler günü kutliycaaz.
Anne: Aauuv evet. Bu hafta sonu kutliycaz beraber.
Bilge: Ama söyleme söyleme duur sen söylemee..
Anne: Neden öyle dedin? Bişey mi gizliyosunuz?
Bilge: Biz sana süpriz yapçaz babamla. Çiçek topliycaz ama babam annene söyleme dedi!!

    Bi kalakaldım, gözlerim doldu bi, sonra bi güldüm falan..

İşte o günden beri duygularım pek bi yoğun. Evlilik yıldönümü, doğumgünü, sevgililer günü, bir takım bikbik günler vs... hepsi faso fiso da bu anneler günü bir başka tatlış hissettiriyor. En başa kadar gidiyosun ilk evvela. Dünya bir toz bulutuydu sonra büyük patlama, meteor yağmuruyla gelen ilk su damlacıkları falan derken ananın, anasının, anasının da anasına kadar varıyor mevzuu. Ne çekmişlerdir kimbilir deyip ruhlarına bi fatiha, bi şükür.. Sonra başlıyorsun kendine verip veriştirmeye. Annelik hep bir yetememe hali bence. Herşeye yetişip, çocuğuna dört dörtlük ilgi alaka gösteren ana görmedim ben. Son derece ütopik! Fakat bunu bildiğim halde daha nasıl kendime işkence ederim de çocuğuma belli etmem derdindeyim hala.
    Kendimi bildim bileli karşılaştığı her olumsuz olayda çuvaldızı önce kendine batıran biri oldum. Çocuğum oyuncaklarını paylaşmıyor; ay kesin ben yanlış yönlendiriyorum. Çocuğum arkadaşına hoş davranmıyor; sorun kessssin bende, çocuğa kimbilir nasıl örnek oldum oda beni aynalıyor. Çocuğum hasta oldu; ya ben bakamadım yavruma, üşüttüm kesin! Çocuğum kendi başına oyun oynamıyor, sürekli kuyruk gibi dibimde; neden çünkü çocukla oturup iki oyun oynamıyosun ki senle oyun oynamaya doysun yavrucak! Böyle uzayıp giden hesaplaşmalar... Allah'a çok şükür ki genellikle uyumlu bi evladım var yoksa çuvaldızı sok çıkar, sok çıkar kevgire dönmüştüm Allah muhafaza!
    Kendi annem gözümün önünde hep. Onun çektiği çilelerin yanında benimkisi devede kulak! Nerde öyle özel ilgi, alaka... Sadece koşulsuz, şartsız kocaman sevmiş. Maddesel olarak (parasal değil tabi) her istediğimiz yapılmaya gayret edilmiş. Misal; gecenin yarısı canım börek çekse üşenmemiş yapmış. Hazırda yemek varken bile köfte-patates isteğimizi geri çevirmemiş hiç. Şımarıklık diz boyuymuş yani. Ben çocuğuma böyle davranmam dediğim çoğu şeyi annem bana yapmış sağolsun. Sonuç; insan kendi başına da olsa doğruyu buluyor bir şekilde. "Sen neyin peşindesin be kadın! Çocuğuna herşeyi kitap gibi öğretemezsin. Bazı şeyleri yaşayarak görmeli." Tekrar alıyorum elime bir çuvaldız. "Utanmaz bir de anneni mi suçluyorsun tü yazıklar olsun sana!" Bence benim içimde yaşayan biri daha var arkadaşlar. Tüm tutarsızlıkları, gelgitleri, çelişkileri onun yüzünden yaşıyorum kesin. Ağlama Duvarı bölüm bilmem kaç (toparla hadi)
    Hayatımın her döneminde çocuğuma yetemediğimi hissedicem sanırım, kaçarı yok! Bunun aksi için önce kocam beni ikna etmeye çalışıcak, sonra da bu postu okuyan dostlarımın çoğu "saçmalıyorsun" diye üstüme gelicekler biliyorum. Ama şu var; anneliği taze tutan en güzel duygu bu bence. Üzgünken, acı çekerken daha güzel şeyler üreten bir sanatçı gibiyiz. O çuvaldız battıkça yanlış giden şeyleri değiştirmenin telaşına düşüyoruz. Bu da anneliği diri kılıyor. Düşünsenize herşeyi düzgün yaptığını zanneden annenin yaşadığı kafayı? Saaldım çayıra oooohh..Yaptığı davranışın, kurduğu cümlenin önünü, arkasını düşünmeden, çocukta yarattığı tahribattan habersiz... O yüzden yetememezlik hissi iyiymiş bunu öğrendim. Birde az biraz kendimi önemsemeyi öğrenebilsem... Bu da özgüven gerçeğiyle karşı karşıya bırakıyor insanı! Bende yoksun ama çocuğumda olacaksın ey özgüven!
    Başka şeylerde var tabi. Anne olduktan sonra algıda seçicilik gereği bütün anneleri gözlemliyor kadın. Adı üstünde anne olan kişi kadın olunca da mevzuu dallanıp budaklanıyor haliyle. Hep bir kıyas, içten içe çekememezlik hali, bilinçsizce yapılan mahalle baskıları, yardımcı olayım isterken farkında olmadan kırıp dökme, üstü kapalı eleştiriler, hiç üstüne vazife olmadığı halde meraklısına verilen ayarlar falan diye uzar gider.
Bu ruh hali, çocuğum 2.5 - 3 yaş arasındayken bi duruldu bende. Adeta gözümün önündeki perde kalktı. Sakinledim. Durup düşününce farkına varıyor kadın. "Üstüne vazife değilse burnunu sokma. Her çocuk aynı olmuyor. Sen zor çocuk nedir bilmiyorsun bile?! Kınamadan, yargılamadan önce anlamaya çalış!" Bu iç sesler sağolsunlar beni kendime getirdiler. Hayat herkes için farklı akıyor. Önemli olan ne kadar sorumluluk alabildiğin. Çocuk büyütmenin temel kuralı bu olmalı bence. İlerde çocuğuma "Ben kendimi sana feda ettim ama sen bunu görmüyorsun bile?" dememek için onun gelişiminden sorumlu olup bazı eksik kısımları da kendisinin tamamlamasını sağlamalıyım. Bi de onu hep sevmeliyim... Her seferinde daha da çok... O beni sevse de sevmese de! 
Ve son olarak anacığımdan bana kalan bipolar kırıntılarının kızımdan uzak durmasını diliyorum.
Yoğun duygularla anımsadığımız anneler günlerimiz çok olsun. Bu da benden size kapak olsun ^.^










Hiç yorum yok:

Yorum Gönder