30 Mayıs 2015 Cumartesi

Kullanmıyorum!

Yaklaşık 21 sene sigara içtim malesef. 13 yaşındaydım, okulun bahçesinde gizli bir tünelimiz vardı. Maltepe'ye yeterdi param yada babamın cebinden gizlice aşırdıklarımı içerdim. Süslü bir komşumuz vardı ^Hediye Teyze^. Onun yarım söndürüp camdan fırlattığı kırmızı rujlu sigaraları toplardık bahçeden. Aman ne büyük heyecan!
Annem içmezdi o zamanlar. Sonra hastalandı. Sivri zekalının biri   "aaa sen sigara içsene, iyi gelir hastalığına" demiş. (Teşhisi Bipolar bu arada) Başladı. Şuan sigara içmiyor adeta yiyiyor. O her sigara içtiğinde hastalığına iyi gelir diyen kadına en ağır şekilde saygılarımı sunuyorum!
Neyse...
Lise yıllarımda profesyonel içiciydim. Anneme yakalandığım o talihsiz günün ardından yanında içmeme izin de çıkmıştı. Annem; "Neden içiyosun, içme" dediğinde, "Sen neden içiyosun?" demiştim. Her çocuğun sigara içen ebeveynine sormaya hakkı olduğu o muhteşem soru!
Hamile kaldığımı öğrendiğimde hep o dillere destan tiksinme hissini bekledim. Gelmedi. Günde 3 tane içtim malesef. Hamileliğin stresine artı bunu da ekleyemedim, beceremedim bırakmayı. Emzirme döneminde de içtim :( günde en fazla 5 tane. 23 aylıkken çocuğumu memeden kesip kendimi dooğru sigaranın kollarına bıraktım. Başlarda kalbim çok acısada bir süre sonra memeden kesmek kısmi özgürlüğümü kazanmışım gibi hissettirdi. Verdim ayarı, verdim ayarı.. En son 1 buçuk pakete yakın içiyodum. Fakat her içtiğimde lanetler yağdırmaya başlamıştım. Sigara içmeyen insanlara içten içe imreniyodum, kıskanıyodum falan onları..
Yaptığım en salakça şeyse dışardayken çocuğun gözüne sokarcasına sigara içmekti. Hiç sakınmıyodum, aman görmesin, bilmesin diye bi kaygım yoktu. E tabi noldu? Çocuk yerde izmarit görse "Anne senin" demeye başladı. Sonra biraz daha büyüdü, " Sigara içme anne, zararlı" dedi. "Zıkkım iç" dedi. Bigün baktım odasında oynarken kalemi sigara gibi tutmuş dumanı üflüyor. Elim, ayağım uyuştu bi. "Masusçuktan oyun oynuyorum anne. Şimdi içmiyorum ben çocuğumya. Büyüyünce iççem"
Kısmi felç!!!
Sonra 
eşimle acilen kafa kafaya verip bırakma kararı aldık. Sanırım 8. kez. Daha önce çok denedik. En uzunu 1 sene sürmüştü ama sonrasında içilen 1 sigara bile tekrar başlamaya sebep olabiliyor. Kesin çözüm lazımdı. Biraz araştırdık ve nihayet derdimizin dermanını bulduk. Youtube' da sigarayı bırakmak başlıklı 1 saat süren bir video.  ^ Allen Carr's Easyway To Stop Smoking ^ yöntemin adı. Tahmin edebileceğiniz gibi sigaranın tahribatından, ne şekilde nalları diktirdiğinden falan bahsetmiyor. Sadece en berbat bağımlılık aracı olduğunu, bırakmak istediğinde uydurduğun tüm bahanelerin ne kadar saçma olduğunu ve bırakırsan ne şahane bi hayatın olacağını anlatıyor örneklerle. Eğer inanarak ve full konsantre olmuş şekilde sonuna kadar izlemeyi başarırsanız oldu bu iş. Valla. Önce eşim denedi bu yöntemi. İkimiz aynı anda özellikle bırakmadık çünkü ilk günler gereksiz bir gerginlik çöküyo insanın üstüne. Birbirimizi sarsmamak için sırayla hallettik. Oh çok da süper yaptık. Biz ailecek minnettarız kendisine. Ayy kafede falan garson arkadaş masaya küllük getirdiğinde yada biri sigara uzattığında "kullanmıyorum canım be" diyebilmek şahane.
Sizde bu pis şeyi bırakmak isteyip, yardım almadan bırakamıyosanız bu video derdinize derman gerçekten. Hadi bakalım hayırlısı..




9 Mayıs 2015 Cumartesi

YETEMEYENLERİN GÜNÜ

    Gün geçmiyor ki yine bir Mayıs ayının 2. Pazar günü daha gelmemiş olsun. Annelere bir heyecan, bir sevgi seli, bir pıtırcıklık basıyor haliyle. Bu yıl Bilge ilk kez özel bir gün olduğunun bilincinde olduğundan benim için ayrıca anlamlı. İlkinde hamileydim. Sonraki iki tanesi de bitkisel hayat formunda olduğu için bu ilk sayılır. Bizim evde 1 hafta öncesinden gizli hazırlık telaşı yaşandı baba-kız arasında (!)

Diyalog şu;

Baba: Haftaya anneler gününü kutliycaz Bilgecim. Annene süpriz yapalım ama sakın ona söyleme!

Bir kaç gün sonraki diyalogsa;

Bilge: Anneee koş kooş (o esnada TV'de anneler günü konulu reklam filmi izlemektedir.)
Anne: Efendim canım.
Bilge: Anneler günü kutliycaaz.
Anne: Aauuv evet. Bu hafta sonu kutliycaz beraber.
Bilge: Ama söyleme söyleme duur sen söylemee..
Anne: Neden öyle dedin? Bişey mi gizliyosunuz?
Bilge: Biz sana süpriz yapçaz babamla. Çiçek topliycaz ama babam annene söyleme dedi!!

    Bi kalakaldım, gözlerim doldu bi, sonra bi güldüm falan..

İşte o günden beri duygularım pek bi yoğun. Evlilik yıldönümü, doğumgünü, sevgililer günü, bir takım bikbik günler vs... hepsi faso fiso da bu anneler günü bir başka tatlış hissettiriyor. En başa kadar gidiyosun ilk evvela. Dünya bir toz bulutuydu sonra büyük patlama, meteor yağmuruyla gelen ilk su damlacıkları falan derken ananın, anasının, anasının da anasına kadar varıyor mevzuu. Ne çekmişlerdir kimbilir deyip ruhlarına bi fatiha, bi şükür.. Sonra başlıyorsun kendine verip veriştirmeye. Annelik hep bir yetememe hali bence. Herşeye yetişip, çocuğuna dört dörtlük ilgi alaka gösteren ana görmedim ben. Son derece ütopik! Fakat bunu bildiğim halde daha nasıl kendime işkence ederim de çocuğuma belli etmem derdindeyim hala.
    Kendimi bildim bileli karşılaştığı her olumsuz olayda çuvaldızı önce kendine batıran biri oldum. Çocuğum oyuncaklarını paylaşmıyor; ay kesin ben yanlış yönlendiriyorum. Çocuğum arkadaşına hoş davranmıyor; sorun kessssin bende, çocuğa kimbilir nasıl örnek oldum oda beni aynalıyor. Çocuğum hasta oldu; ya ben bakamadım yavruma, üşüttüm kesin! Çocuğum kendi başına oyun oynamıyor, sürekli kuyruk gibi dibimde; neden çünkü çocukla oturup iki oyun oynamıyosun ki senle oyun oynamaya doysun yavrucak! Böyle uzayıp giden hesaplaşmalar... Allah'a çok şükür ki genellikle uyumlu bi evladım var yoksa çuvaldızı sok çıkar, sok çıkar kevgire dönmüştüm Allah muhafaza!
    Kendi annem gözümün önünde hep. Onun çektiği çilelerin yanında benimkisi devede kulak! Nerde öyle özel ilgi, alaka... Sadece koşulsuz, şartsız kocaman sevmiş. Maddesel olarak (parasal değil tabi) her istediğimiz yapılmaya gayret edilmiş. Misal; gecenin yarısı canım börek çekse üşenmemiş yapmış. Hazırda yemek varken bile köfte-patates isteğimizi geri çevirmemiş hiç. Şımarıklık diz boyuymuş yani. Ben çocuğuma böyle davranmam dediğim çoğu şeyi annem bana yapmış sağolsun. Sonuç; insan kendi başına da olsa doğruyu buluyor bir şekilde. "Sen neyin peşindesin be kadın! Çocuğuna herşeyi kitap gibi öğretemezsin. Bazı şeyleri yaşayarak görmeli." Tekrar alıyorum elime bir çuvaldız. "Utanmaz bir de anneni mi suçluyorsun tü yazıklar olsun sana!" Bence benim içimde yaşayan biri daha var arkadaşlar. Tüm tutarsızlıkları, gelgitleri, çelişkileri onun yüzünden yaşıyorum kesin. Ağlama Duvarı bölüm bilmem kaç (toparla hadi)
    Hayatımın her döneminde çocuğuma yetemediğimi hissedicem sanırım, kaçarı yok! Bunun aksi için önce kocam beni ikna etmeye çalışıcak, sonra da bu postu okuyan dostlarımın çoğu "saçmalıyorsun" diye üstüme gelicekler biliyorum. Ama şu var; anneliği taze tutan en güzel duygu bu bence. Üzgünken, acı çekerken daha güzel şeyler üreten bir sanatçı gibiyiz. O çuvaldız battıkça yanlış giden şeyleri değiştirmenin telaşına düşüyoruz. Bu da anneliği diri kılıyor. Düşünsenize herşeyi düzgün yaptığını zanneden annenin yaşadığı kafayı? Saaldım çayıra oooohh..Yaptığı davranışın, kurduğu cümlenin önünü, arkasını düşünmeden, çocukta yarattığı tahribattan habersiz... O yüzden yetememezlik hissi iyiymiş bunu öğrendim. Birde az biraz kendimi önemsemeyi öğrenebilsem... Bu da özgüven gerçeğiyle karşı karşıya bırakıyor insanı! Bende yoksun ama çocuğumda olacaksın ey özgüven!
    Başka şeylerde var tabi. Anne olduktan sonra algıda seçicilik gereği bütün anneleri gözlemliyor kadın. Adı üstünde anne olan kişi kadın olunca da mevzuu dallanıp budaklanıyor haliyle. Hep bir kıyas, içten içe çekememezlik hali, bilinçsizce yapılan mahalle baskıları, yardımcı olayım isterken farkında olmadan kırıp dökme, üstü kapalı eleştiriler, hiç üstüne vazife olmadığı halde meraklısına verilen ayarlar falan diye uzar gider.
Bu ruh hali, çocuğum 2.5 - 3 yaş arasındayken bi duruldu bende. Adeta gözümün önündeki perde kalktı. Sakinledim. Durup düşününce farkına varıyor kadın. "Üstüne vazife değilse burnunu sokma. Her çocuk aynı olmuyor. Sen zor çocuk nedir bilmiyorsun bile?! Kınamadan, yargılamadan önce anlamaya çalış!" Bu iç sesler sağolsunlar beni kendime getirdiler. Hayat herkes için farklı akıyor. Önemli olan ne kadar sorumluluk alabildiğin. Çocuk büyütmenin temel kuralı bu olmalı bence. İlerde çocuğuma "Ben kendimi sana feda ettim ama sen bunu görmüyorsun bile?" dememek için onun gelişiminden sorumlu olup bazı eksik kısımları da kendisinin tamamlamasını sağlamalıyım. Bi de onu hep sevmeliyim... Her seferinde daha da çok... O beni sevse de sevmese de! 
Ve son olarak anacığımdan bana kalan bipolar kırıntılarının kızımdan uzak durmasını diliyorum.
Yoğun duygularla anımsadığımız anneler günlerimiz çok olsun. Bu da benden size kapak olsun ^.^










16 Şubat 2015 Pazartesi

Özgecan

2 gün önceydi. Sabah 6'da uyandım. Alışkanlık, önce telefona baktım. Çok acı bir haber gördüm. 20 yaşında gencecik Özgecan'ı tecavuz edip bıçaklamışlar üstüne üstlük bedenini yakmışlardı. Okuduğum andan beri kavruluyor içim. Günlerdir o vahşilere yalvaran bakışları gözümün önünden gitmiyor. Ölmeyi dilemiştir belki de.. Annesinin çığlıkları kulaklarımda çılnıyor sürekli. 2 gündür empati kurmaya çalışmaktan aklımı oynatıcam! Nedir Yarabbim biz kadınların kaderi böyle? Erkek terörü daha kaç canı katledicek?? Neden vergisini sonuna kadar ödediğimiz bu devlet koruyamıyor hiç birimizi?? Neden, neden, nedenn.. Cevapsız bir sürü soru beynimi kemiriyor! Çok korkuyorum. O günden beri evladımı içime sokasım geliyor. En iyi orda koruyabilecekmişim gibi hissediyorum çünkü. Rabbim saçının telini dahi korusun lütfen. Hiçbir annenin evladı ziyan olmasın, hiçbir çocuk yok yere annesiz bırakılmasın! Gencecik Özgecan ya.. Daha ne güzel günler yaşıyacaktı? Ne güzel anlar sığdırıcaktı ak pak ömrüne? Kimin hakkı var onu bunlardan mahrum etmeye ya!! Nerde kadına zulüm eden varsa Allah bin türlü belasını versin, beter olsunlar inşallah!!
Biz kızımla bugun binlerce kadın gibi kadına şiddeti sessizce protesto ettik.
Belki hiç birşeyi değiştirmez, belki diğerleri gibi Özgecan' da unutulur, belki herşey daha da kararır bilemiyorum ama her olumsuz fikre rağmen biz Bilge'yle siyah giydik bugün. Sabah dilimin döndüğü kadar anlattım ona nedenini.. Şimdi anlamadı ama umarım bu yazdıklarımı okuyacağı günler geldiğinde de anlam veremeyeği kadar uzak olur bu yaşananlar. Bu karanlık kader silinir kadınlarımızın yazısından. Umarım hepsi biter... 


3 Şubat 2015 Salı

FİRAR

Çocuğunu ilk kez kucağına alınca kuşa dönen ana, kısa sürede içgüdüsel olarak her haltı kavramış, kimseciklere güvenmeyen birine dönüşüyor bazen. İşte ben tam da bu şekil bir anayım! Beni pamuklara sarıp sarmalayan anacığıma bile güvenemedim. Gerçi annemin bipolar olmasının bunda etkisi var ama yine de itiraf edeyim; benim kaşıntım büyük arkadaşlar! Bir tek eşime güvenebiliyorum. Onun da işleri çok yoğun olduğu için bu durum haliyle beni acayip yoruyor çünkü çocukla 2 yıl boyunca yapışık dolaştık. Kişisel hiç bir ihtiyacımı tek başıma göremedim. Banyo yapamamaktan yağ bağlayan saçlarımın kestirememekten keçeye döndüğünü bilirim. Kaş, bıyık olayına hiç girmiyorum bile. Evde 2 asker arkadaşı ve 1 bebe yaşar olmuştuk! Kızım büyüdükçe bu durumdan sıyrılırız belki, inşallah, hadi hayırlısı.. diye iç geçirirken aslında daha da beter boyutlara ulaştık. Babayla lay lay oynayıp süper eğlenceli vakit geçiren çocuk, uykusu gelince adamı hortlak gibi görmeye başladı. Bu duruma içten içe bilenen baba da çocuğu sarsmamak için topu hep anaya atar oldu. "Önnö öyötsön sön gölmö" nidalarıyla sabahlar olmadı günlerce. Anne kronik yorgun, bazen gergin, çoğu zaman da bir rahat nefese hasret oldu. Çocuğunu deli gibi sevse bile 1 saatliğine dahi özgür olmak her ananın hakkı! Bunu bu şekilde defalarca cümle içinde kullanınca artık eyleme dökmeye karar veriyor insan ve çok şükür bir gün "Tamamdır, gün bu gün" deyip kızımı 1 tam gün boyunca babasıyla bırakıp firar ettim. Rüya ötesi bir gündü valla. Mütemadiyen sırıtmış olabilirim :) İşin en süperli yanı da anneyi korkudan sıçırtan bu uzak kalma fikrine meğer evladı dünden razıymış. Babayla gün boyu gezen, gece de maç izledikten sonra şıp diye uykuya dalan çocuğum beni aşırı şaşırtmıştı. Ohh deyip bu olayın devamını dileyerek bal kabağına dönüşmeden eve döndüm o gece. Kendime gelmiştim. Sonraki bir kaç gün pelte gibi, pasiflora kazanına düşmüşler gibi dolandım. (Yazının bu kısmını gereksiz uzatasım var da yapmiycam taamam!)
Toparlarsak demek istediğim şu;  ben 1 günlük özgürlüğüme kavuştuktan sonra hem çocuğuma hem de eşime karşı tavrım değişti. Sevgi pıtırcığına dönüştüm yeminle. Söz konusu evlat olunca ince elemek çok doğal ama bir canımız olduğunu da unutmayalım sevgili analar. Arada kendini önemsemenin, kolunu bacağını çekeleyen bir velet olmadan cüsseyi yaymanın hiiiç kimselere zararı olmuyor, valla!
Arada özgür olabileceğimiz günlerimiz çok olsun inşallah <3
Saygılar.

14 Ocak 2015 Çarşamba

Genetiğiyle Oynanmış Masallar

   Çocuğumu masalla büyütme isteğim, "ulan ben de anne olabilirmişim" diye düşünmeye başlamamla eşzamanlı yani ergenliğime kadar yolu var. Fakat olay gerçekleşene kadar ince düşünce sıfır bende. Al eline kitabı ya da kafadan bildiğin Kırmızı Başlıklı Kız, Rapunzel dayan gitsin diyosun. Hiç öyle olmuyor malesef. Masalın içeriğine girdiğin zaman içinden çıkamıyorsun. Her adımda bir risk faktörü var çünkü.
   Bir gece Bremen Mızıkacıları'nı kitaptan okudum. Bilgoş'da resimlerine bakarak "bu ne, bunlar kim" diye araya girdi sürekli. Ay ben ne bileyim çatık kaşlı adamları kafaya takacağını! Aaaa çocuk gece feryat figan uyandı. Rüyasında kötü adamlarla kovalamaca oynuyorlarmış! O anda bende bir ışık çaktı tabi. Bu işe bir el atmak lazımdı. Hemen korkunçlu olanları ayıkladım. Meğer yaş grubuna göre oluyormuş bu işler. 2 yaş çocuğuna narin, nazenin ve de öğretici olması esas. 
   Misal Kırmızı Başlıklı Kız; çok düşündüm fakat eğitici hiç bir unsur bulamadım arkadaşlar. Hadi yaşlı, aklı gidip gelen büyük anneyi kurt yedi tamam onu anladık da sen evden sepetini alıp koca ormanı yürüyerek geçebilecek kadar büyümüş bir çocuksun, nasıl olur da her kıl yumağını nenen sanacak kadar kezbansın? Hadi olmaz da oldu, topunuzu kurt yedi eyyvallah da o avcının hayvana ettiği zulüm nedir? Karnını deş bir de yetmesin çakıl taşıyla doldur! Seni yiyeni sende ye! Bu mu yani ana fikir? Bir ufak oynama yaptım bende. Kırmızı Başlıklı ve arkadaşları Hansel ile Gratel ormanda kaybolan kankaları Pinokyo' yu aramaya giderler. Yolda karınları acıkır. Şekerden kapısı, çikolatadan duvarları olan bir ev görürler ama oralı olmazlar. Hansel bu kısımda şekerin zararlarını anlatır. Evin sahibi yaşlı teyze onlara çok faydalı olduğunu düşündüğü mercimek çorbası ve yoğurt ikram eder. (Bilge'nin yemediklerine vurgu amaçlı) Teyzeye arkadaşları Pinokyo' yu aradıklarından bahsederler, o da kurtun Pinokyo' yu evine götürürken gördüğünü söyler. Uzun uğraşlar sonunca kurt ve Pinokyo' yu beraber oyun oynarken bulurlar. Meğer kurtun tek başına çok canı sıkılmış ve Pinokyo' yu oyun oynamak için evine davet etmiştir. En son hepsi beraber neşe içinde oyun oynayıp dağılırlar :) Oldu tamam!  
   Bir de Rapunzel var ki evlerden ırak! Anneyle baba yıllarca çocuk sahibi olmak istiyorlar sonra es kaza kadın hamile kalıyor, cadının eriklerine aşerdi kocası da bir koşu gidip ağaca daldı diye cadıdan korkularına hoop satıveriyorlar çocuğu. Gitti yani ana babaya olan güven duygusu, yerlerde. Cadı zavallıyı yıllarca kulede hapsediyor sonra. Al sana baskının en katmerlisi! Vallahi çocuğun küçücük kalbine eziyet yemin ederim.
En sakıncalılardan biri de bence Ateşböceğiyle Karınca. Ateşböceği alemci. Hayatı uçlarda yaşamayı seviyor sadece düşüncesiz az biraz. Bu yüzden niçin dışlanıyor arkadaşım? Onu neden topluma kazandırmıyoruz da itin götüne sokup çıkarıyoruz?! Karıncalara hayranım ama senin bu ettiğini düşmanı etmez adama sevgili karınca! Bu düşünceyle yola çıkıp bu canım gülüm masalın genetiğiyle oynamaya karar verdim. Şöyle daha güzel oldu bence;
   Bir varmış, bir yokmuş..
   Hayatı anında yaşamayı çok seven bir ateşböceği varmış. Yaz aylarında vur patlasın çal oynasın takılan bu arkadaş çalışmayı hiç sevmezmiş. En büyük eğlencesi gitar çalıp şarkı söylemekmiş. Bir gün yine evinin bahçesinde alem yaparken sırtında ağır yüküyle zar zor yürüyen karıncayı görmüş. Dur bi makara yapıyım şununla demiş. "Kolay gelsin karınca kardeş. Yetmedi mi çalıştığın? Az biraz soluklan gel hele takılalım biraz?" demiş. Karınca hiç istifini bozmamış. "Çok saol ama gelemem. Arkadaşlarım çalışırken ense yapmak bana ters" deyip yoluna devam etmiş.
Günler çabucak geçip havalar soğumaya başlayınca ateşböceği aç karnını doyuramaz olmuş. Tanıdıklarının tek tek kapısını çalmış ama kimse ona yardım etmemiş. En son çare boynunu eğip karıncaya gitmiş. Karşısında ateşböceğini gören karınca çok şaşırmış. "Hayırdır kardeş kime baktın?" demiş. Ateşböceği utana sıkıla derdini anlatmış. " Karınca kardeşim ben sana iyi etmedim, ne desen haklısın, özür dilemeye geldim. Kış gelince aç kaldım bana biraz yemek ayarlayabilir misin? " demiş. Karınca bakmış ateşböceğinin hali perişan. Az bekle arkadaşlara danışmam lazım deyip gitmiş. Döndüğünde ateşböceğine harika bir teklif yapmış. "Peki hatanı anladın madem, kapımıza kadar gelmişken seni geri çevirmek olmaz ama emek harcamadan birşey sahibi olunmadığını da anlaman için sana bir iş teklifi yapacağız. Kış ayı boyunca hergün akşam yemeğinden sonra bize konser ver, karşılığında biz de sana yiyecek verelim." Bu teklife çok sevinmiş ateşböceği. Hem sevdiği işi yapacak hem de karnı doyacakmış. Böylece her iki tarafta halinden memnun bir kış mevsimi geçirmişler. Yaz geldiğinde de artık dersini alan ateşböceği, karınca tayfasına yardım etmeye başlamış tabi eğlenceye de tam gaz devam etmiş :)) Yani dostluk her derdin üstesinden gelmiş!
Masalımız da burda bitmiiiş.

Dipnot: Benim yıllarca ateşböceği zannettiğim masal kahramanı meğer ağustos böceğiymiş!

Neyse ya genetiğiyle oynandığı için mesele yok :))